
İLHAN KARAÇAY’DAN HOLLANDA PARLAMENTOSU’NUN İMAMOĞLU KARARI VE DENK PARTİSİ’NİN TUTUMU ÜZERİNE ÇOK YÖNLÜ BİR DEĞERLENDİRME
İlhan Karaçay’ın yorumu
Pek çok okuyucum ve dostum, “Türkiye’deki gelişmeler hakkında neden yazmıyorsun” diye soruyorlar. Aslında, okurlarım ve dostlarım, gazetecilik yaşamımda siyasete hiç girmediğimi bilmeliydiler. Zira bu hususu defalarca belirtmiştim. Bazı dostlarım beni korkaklıkla itham ettiler. Belki de haklıydılar. Düşündüm ve son gelişmeler hakkında birkaç satır yazmaya karar verdim.
Yargı Süreci mi, Siyasi Müdahale mi?
Hollanda Parlamentosu’nun Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna ilişkin aldığı karar ve DENK Partisi’nin buna karşı verdiği tepki, uluslararası hukuk, insan hakları, egemenlik ilkesi ve Türkiye iç siyaseti bağlamında birçok tartışmayı beraberinde getirdi.
Bu yorum, her iki tarafın gerekçelerini ve farklı kamuoyu tepkilerini tarafsız bir çerçevede analiz ederek, olayın sadece bir diplomatik çıkış olmadığını; aynı zamanda hukukun, siyasetin ve demokrasinin kesiştiği bir sınav olduğunu ortaya koymaktadır.
Ama önce önemli bir açıklama:
Bir ömür boyu tarafsızlıkla yazmak…
Bu satırları yazarken geriye dönüp bakıyorum: Tam altmış yıl olmuş kalemimle yola çıkalı. Hayatım boyunca ne bir mahalleye, ne bir siyasete, ne bir renge, ne bir kimliğe yaslandım. CHP kökenli bir ailede büyüdüm, evet; ama hiçbir zaman CHP’nin veya başka bir partinin derneğine, yapılanmasına katılmadım. Çünkü gazeteciliğin, ancak mesafesini koruyabildiği sürece kamuoyuna hizmet edebileceğine inandım.
Bir Beşiktaş sevdalısıyım çocukluğumdan bu yana… Ama spor yazılarımda kalbimle değil, objektif bakışımla yazdım. Hollanda’da kurulan Beşiktaş Derneği’nin kuruluşunu takip ettim ama bir gün bile üyesi olmadım.
Alevi bir ailenin evladıyım. İnancım, kimliğim hep saygıyla taşındı içimde ama bir gün bile herhangi bir Alevi derneğine katılmadım. Çünkü biliyordum ki; mesleki tarafsızlık, kişinin aidiyetlerinden soyunması değil, onları dışa taşımadan, kimseye mesafesiz davranmadan yazabilmesidir.
Hollanda’da Türk Seyahat Acentaları Birliği’ni kuranlardan biriyim. Ama yine, o yapıya bile üye olmadım. Çünkü hangi çatı altında olursa olsun, bir gazetecinin ilkeleri onun asıl kimliğidir. Kurucu olmak başka, bağımsız kalmak başkadır.
İşte şimdi, bugün yazdığım bu yorumda da aynı hassasiyetle yazıyorum. Kalemim ne sağa kayar, ne sola. Sadece gerçeğin izini sürer. Bir zamanlar o meşhur sözde olduğu gibi:
“Ne sağcıyım, ne solcu… futbolcuyum futbolcu.”.
Bu satırları yazarken, sadece bir haberi değil, bir ömrün sorumluluğunu taşıyan kalemle yazdım.
Amsterdam, Nisan 2025
İlhan Karaçay
Hollanda Parlamentosu kararı:
İnsan hakları ve demokratik değerler
Hollanda Parlamentosu’nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğuna ilişkin olarak Türkiye’ye yönelik “serbest bırakma” çağrısı içeren önergeyi kabul etmesi, uluslararası hukuk, demokrasi ve diplomatik ilişkiler bağlamında çok boyutlu bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu karar, özellikle DENK Partisi’nin sert tepkisiyle farklı bir boyut kazanmış, Türkiye-Hollanda ilişkilerinde hassas bir alanın yeniden gündeme taşınmasına yol açmıştır.
Hollanda Parlamentosu’nun Tutumu: İnsan Hakları ve Demokrasi Vurgusu
Parlamentoda büyük bir çoğunluğun destek verdiği önergede, İmamoğlu’nun tutuklanma süreci “hukuksuz” ve “siyasi nitelikli” olarak tanımlanmakta; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) çerçevesinde özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir. Daha önce Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş örneklerinde olduğu gibi, Hollandalı siyasetçilerin Türkiye’deki bazı yüksek profilli davalara dair eleştirileri, Avrupa kurumlarıyla eşgüdümlü şekilde ilerlemektedir. Bu çizgi, AB içinde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü gibi temel değerlerin evrensel kabulüne dayandığı gerekçesiyle savunulmaktadır.
Özellikle muhalefet partileri ve insan hakları kuruluşları, İmamoğlu hakkında ileri sürülen suçlamaların zamanlamasına dikkat çekerek, bu sürecin siyasal rakipleri etkisizleştirme amacı taşıdığı görüşünü dile getirmektedir. Nitekim İmamoğlu’nun CHP içindeki ön seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak öne çıkması ve 2019 yerel seçimlerinde iki kez İstanbul’u kazanarak Erdoğan iktidarına karşı önemli bir siyasi figür haline gelmesi, bu süreci siyasallaştıran temel unsurlar olarak görülmektedir. Bu bağlamda, Hollanda Parlamentosu’nun açıklaması, sadece bir bireysel dava özelinde değil, Türkiye’deki demokratik süreçlerin bütünü üzerine duyulan endişeyi ifade etme çabası olarak da okunabilir.
DENK Partisi’nin Eleştirisi: Egemenlik İlkesi ve Yargı Bağımsızlığı Vurgusu
Ancak bu karar, özellikle DENK Partisi tarafından “Türkiye’nin iç işlerine müdahale” olarak değerlendirilmiş, uluslararası hukuk bağlamında ciddi bir karşı argüman ortaya konmuştur. Parti lideri Stephan van Baarle, yaptığı açıklamada, Hollanda Parlamentosu’nun başka bir ülkenin yargı süreçleri hakkında hüküm vermesini “yetki aşımı” olarak tanımlamış ve bu tür müdahalelerin diplomatik ilkelere zarar verdiğini belirtmiştir.
Van Baarle’nin açıklamasında öne çıkan temel unsurlar; egemen devletlerin iç işlerine saygı, yargı süreçlerinin bağımsızlığına güven ve siyasi tartışmalarla hukuki değerlendirmelerin ayrıştırılması gerekliliğidir. DENK’in bu pozisyonu, özellikle göçmen kökenli seçmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde, çifte standart uygulamalarına karşı hassasiyetle birleştiğinde, partinin Türkiye ile ilgili konularda daha temkinli bir söylem benimsediğini göstermektedir. Parti, geçmişte de benzer şekilde, Türkiye’nin iç meselelerine dair Avrupa’dan gelen eleştirileri, toplumsal barışı zedeleyen, kutuplaşmayı besleyen açıklamalar olarak nitelendirmiştir.
Türkiye’deki Farklı Görüşler: Siyasi Yorumlar, Hukuki Argümanlar ve Kamuoyu Bölünmesi
Türkiye’de ise İmamoğlu’nun tutukluluğu, geniş bir yelpazede tartışılmaktadır. Muhalefet partileri, özellikle CHP, bu süreci doğrudan “siyasi mühendislik” olarak adlandırmakta ve seçilmiş bir belediye başkanının cezai soruşturmalar yoluyla etkisizleştirilmesinin halk iradesine darbe anlamına geldiğini savunmaktadır. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklamayı “siyasi rakipleri yargı yoluyla saf dışı bırakma girişimi” olarak yorumlarken, bazı hukukçular da suçlamaların somut delillere dayandırılması gerektiğine dikkat çekmektedir.
Buna karşılık, hükümete yakın kaynaklar ve iktidar partisi temsilcileri, İmamoğlu’nun suçlandığı eylemlerin ciddi mali ve idari usulsüzlükler içerdiğini, dolayısıyla soruşturmanın siyasi değil, tamamen hukuki bir zeminde ilerlediğini savunmaktadır. Özellikle ihaleye fesat karıştırma ve rüşvet suçlamaları, kamu kaynaklarının yönetimi açısından doğrudan kamu yararını ilgilendiren meseleler olarak öne çıkarılmaktadır. Ayrıca, bu soruşturmaların siyasi rakiplere karşı değil, herkes için eşit hukuk uygulanmasının bir göstergesi olduğu da vurgulanmaktadır.
Kamuoyundaki Yansımalar: Uluslararası Standartlar mı, Çifte Standartlar mı?
Sosyal medya ve medya yorumlarında da geniş yankı uyandıran bu gelişme, Türkiye’de ve Hollanda’da farklı bakış açılarını ortaya koymuştur. Bir kesim, Hollanda Parlamentosu’nun açıklamasını, uluslararası kamuoyunun Türkiye’deki demokratik gerilemeye karşı duyarlılığı olarak görürken; diğer bir kesim ise bu tür çıkışların Batı’nın çifte standartlı yaklaşımını yansıttığını düşünmektedir. Bu bağlamda, Batı ülkelerinde benzer suçlamalarla istifa eden politikacılara atıf yapılmakta; Türkiye’deki tutuklamaların ise peşinen “siyasi” olarak nitelendirilmesinin adil bir yaklaşım olmadığı savunulmaktadır.
DENK Partisi’nin çıkışı ise bu tartışmada “dengeleyici” bir etki yaratmıştır. Bir yandan Hollanda siyasetinde göçmen kökenli seçmenlerin sesini duyuran bu parti, diğer yandan uluslararası hukukta sıkça vurgulanan “iç işlerine karışmama” ilkesine dikkat çekmiştir. Bu söylem, Türkiye’deki hükümet çevrelerinde olumlu karşılık bulurken, bazı muhalif kesimlerce “otoriter yönetimlere zımni destek” olarak da eleştirilmiştir.
Sonuç: Diplomatik Hassasiyetin Gerekliliği
Hollanda Parlamentosu’nun aldığı karar ve DENK Partisi’nin buna verdiği tepki, sadece İmamoğlu’nun tutukluluğu etrafında gelişen bir tartışma değil, aynı zamanda uluslararası siyasette egemenlik, insan hakları ve demokrasi kavramlarının nasıl yorumlandığına dair daha geniş bir sorgulamayı da beraberinde getirmiştir. Her iki tarafın da savunduğu ilkeler, farklı hukuk ve siyaset anlayışlarına dayanmaktadır.
Bu süreçte önemli olan, siyasi açıklamaların ötesinde, yargı süreçlerinin şeffaflığı ve hukukun üstünlüğünün evrensel standartlara uygun biçimde işletilmesidir. Uluslararası aktörlerin demokratik değerlere bağlılık çağrıları, ancak karşılıklı saygı temelinde yapıldığında anlam kazanır. Aynı şekilde, ulusal hukuk sistemlerinin bağımsızlığına duyulan güven de, sadece söylemlerle değil, uygulamadaki adaletle sağlanabilir.
Tüm tarafların bu hassas dengenin farkında olarak hareket etmeleri, hem Türkiye içindeki demokratik gelişim hem de uluslararası ilişkiler açısından kritik öneme sahiptir.
HOLLANDA’DA MEDYA, DENK PARTİSİNİN BU TUTUMUNU AŞAĞIDAKİ GİBİ YAYINLADI.
Afbeelding met tekst, kleding, person, pak Door AI gegenereerde inhoud is mogelijk onjuist.
“Erdoğan’ın sözcüsü” DENK, Türk muhalefet liderinin serbest bırakılmasına desteği reddetti:
Hollanda Temsilciler Meclisi’ndeki geniş bir çoğunluk, hükümetin Türk muhalefet lideri Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı açıkça tavır almasını istiyor. Ancak DENK Partisi lideri Stephan van Baarle, bu önergeye destek vermeyen tek parti lideri oldu. Bu durum, JA21 lideri Joost Eerdmans da dahil olmak üzere diğer parti liderlerinden sert eleştiriler aldı.
İstanbul’un popüler belediye başkanı olan İmamoğlu, merkez sol parti CHP adına 2028 yılında cumhurbaşkanı adayı olmayı planlıyor. Kendisi yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. Daha önce hakkında açılan terör suçlamaları ise geri çekildi. Destekçileri, bu davanın siyasi gerekçelerle açıldığını düşünüyor.
Meclis, Hollanda’nın NATO müttefiki Türkiye’ye İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılması yönünde baskı yapmasını talep ediyor. Ayrıca bu tutumun NATO görüşmelerinde de açıkça dile getirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Sadece DENK destek vermedi
Meclisteki tüm partiler — PVV’den GroenLinks-PvdA’ya kadar — bu çağrıya destek verdi. Sadece DENK partisi önergeye katılmadı. Oylamadan önce konuşan DENK lideri Stephan van Baarle, “Bu konuda Temsilciler Meclisi olarak bir yargıda bulunamayız” dedi. Van Baarle’ye göre, Türkiye’deki yargı süreci hakkında Hollanda’nın görüş bildirmesi doğru değil ve suçlamaların geçerli olması mümkün.
Bu açıklama sert tepkilere yol açtı. JA21 lideri Joost Eerdmans, X (eski adıyla Twitter) platformunda şu ifadeleri kullandı: “DENK bugün bir kez daha Erdoğan’ın sözcüsü gibi davrandı.”
Protestolar ve diplomatik endişeler
İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından tüm Türkiye genelinde protestolar düzenleniyor. Avrupa’da da bu durum huzursuzluk yarattı. AB, aday ülke konumundaki Türkiye’ye demokratik ilkelere bağlı kalma çağrısında bulundu. Hollanda Dışişleri Bakanı Caspar Veldkamp, Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile yaptığı görüşmede endişelerini dile getirdi. Hollanda Büyükelçiliği de İmamoğlu ve ekibinin tutuklanmasının hemen ardından resmi bir açıklamada bulundu.
NATO müttefiklerine mesaj
Temsilciler Meclisi, İmamoğlu’nun tutuklanmasını “son derece endişe verici ve hukuka aykırı bir gelişme” olarak nitelendirdi. Bu olayın, Türkiye’deki muhalefet liderleri, gazeteciler ve aktivistlere yönelik siyasi baskıların bir parçası olduğunu savunuyor.
Kabul edilen önergeye göre, Hollanda bu mesajı NATO içinde de net bir şekilde dile getirmeli. DENK dışındaki tüm partiler bu girişimi destekliyor.
İmamoğlu açısından, NATO ülkelerinden gelecek uluslararası baskının serbest bırakılmasına katkı sağlayabileceği düşünülüyor. Ancak Hollanda’da DENK partisinin farklı bir tutum sergilemesi, diğer siyasi partilerin tepkisini çekti.